Pokemonla İlgili olmak şartıyla çizgi filmde ne olmasını istediğinizi hikaye şeklinde yazıp bana gönderin! Burada isminizle birlikte yayınlayacağım. e-mail
1.BÖLÜM - ***POKEMON ALMA***
Sabah kalktım ve hemen Pokemon Time gazetesini aldım.İlk sayfada yarın Pr. Oak ın meslekdaşı Pr.Octevelious'un her türden bir tane pokemon vereceğini gördüm.Hemen hangi pokemonu seçeceğimi düşündüm.Squirtle seçmeye karar verdim.Bu sayede ateş, volkan, taş, psişik pokemonları daha kolay yenebilirdim.İlk defa çok erken yattım ve sabah erkenden uyandım.Koşarak 1.5 saatte Pr.Octevelious'un labaratuarına vardım ve Level 5 lik Squirtle'mı aldım.Eve döndüm anneme aldığım pokemonu gösterdim ve diğer pokemonarı alanlarla savaş yaptım.İlk rakibim Hanky idi.Hanky'nin seçtiği pokemon(tür ateş) Charmander'di.Charmander'de Squirtle gibi Level 5 likti.İlk saldırıyı Charmander yaptı.Bana karşı Leer saldırısını kullandı.Bu saldırı ile beni Defansif yönden güçsüzleştirmeye çalıştı ama canım azalmadı(zaten saldırı can götürmüyor).Ben ise Squirtle'ye Scrath(Pençe) saldırısını yapmasını söyledim.Canı nerdeyse yarı yarıya azaldı.Oda bana karşı aynı saldırı(Scrath)yı yaptı.Benim canım onunkinden daha az azaldı.ikinci vuruşumda yine aynı saldırıyı kullandım ve onu yendim.Yuppiiiiiii!İlk zaferimi aldım.
Kardeşimin bilinçsizce pokemon kari kaçıy lovv demesine aldırmadan yarın seçeceğim pokemonu düşünüyordum. Aklımca hesap yaptım eğer charmender’i alırsam çim pokemonlarına karşı üstünlüğüm olacaktı bulbasar’ı alırsam su pokemonlarına karşı üstünlüğüm olacaktı squartle’yi alırsam da ateş pokemonlarına karşı üstünlüğüm olacaktı gezeceğim yerlerde çoğunlukla çim pokemonları ile karşılaşacağımı düşünürsek bide buna en sevdiğim pokemonun charizard olduğunu eklersek charmender tam bana göreydi. İnsanlara pokemonları sevdirmek için yayınlanan çizgifilmdeki çocuğu hatırladım ismi Ash’di. Ash ketchum bende onun gibi olmak istiyordum maceradan maceraya koşmak tam bana göreydi. Konuşmamaktan sıkılmıştım kardeşime değil mi Seçkin diye sordum 1.5 yaşındaki kardeşimde bana bol tükürüklü bir hebele dedi. Annemin yanına gittim annem benimle tamamen ayrı görüşlerdeydi. Pokemonların aptal hayvanlar olduğunu pokemon macerasına çıkmanın da delilik olduğunu herkesin sırf o salak çizgi filmdeki salak çocuğa özendiğini onun için pokemon macerasına çıktığını düşünüyordu.
Zaten pokemon macerasına atılmamı çok engelledi ama bizim kasabadaki gym’nin lideri olan babam sayesinde yarın profesör Sabri’den ilk pokemonumu alabileceğim. Kafamda bir plan yaptım pokemon ustası olup Türkiye ligine katılabilmek için 5 rozet gerekiyordu. İstanbul, Ankara, İzmir ve Hakkari temsili kasabalarından alınmış 5 rozet aslında gittikçe betonlaşan yeryüzü sayesinde pokemonların neslinin tükenmesi nedeniyle 9 tane kasaba kurulmuş buralara 9 tane şehrin isimleri verilmişti. Bu beton kullanılmayan kasabalara pokemon ustası olmak isteyen çocuklar dışında sessiz ve sakin bir hayat yaşamak isteyen insanlar da gelebiliyorlardı. Benim anne ve babam da ikinci nedenden dolayı Sakarya kasabasında yaşıyorlardı.Ben de ilk olarak burada kendimi geliştirip sonrada İstanbul kasabasına gitmeyi düşünüyordum.
Ama hindi gibi düşünmek uykumu getirmiş olacak ki gözlerim kapanmaya başlamıştı dayanamadım yattım uyudum. Tabi yatmadan önce saati 6.30’a kurmuştum.
Sabah olduğunda beni neyin uyandırdığını ilk önce anlayamadım uyku sersemliği ile sesin geldiği yere elimi attığımda saati yere düşürüp kırdım ve hemen parçalarını toplayıp çöpe attım o sırada saat 6.40 olmuştu acele ile giyindim ve 3 bina yanımızda olan profesör Sabri’in laboratuarına koşa koşa gittim. O yıl 13 yaşına gelen 4 çocuk olduğundan birimiz ki Selim kendi pokemonuyla babasından kalmış bir Eevee ile yola çıkacaktı ben oraya vardığımda Hasan düşünüyor can Squartle’yi almış selim’de Eevee’sini eğitmeye çalışıyordu.
Ben hemen Charmender’i almak için profesör’den izin istedim ve aldım. tek pokemon kaldığını gören Hasan’da mecburen Bulbasar’ı almıştı. Ben diğerlerini önemsemedim ve eve doğru yola çıktım hem anneme gideceğimi haber vermemiş hem de saati kırmıştım bunları düşününce annemin çok kızgın olabileceğini fark ettim eve vardığımda kapıyı sessizce açtım ve eve ihtiyatla girdim ama annem düşündüğümden çok daha sakindi biraz konuştuk ve beni yolcu etti. Hemen babama uğradım babam birisi ile savaşıyordu skor tahtasından okuduğum kadarı ile ismi Ferhat olan birisi. O babamın bir pokemonunu yenmiş babam da onun bir pokemonunu yenmişti. Durum berabereydi toplam üç pokemonla savaşıldığını düşününce şimdi savaşanların son grup olduğunu anladım çocuğun Squartle’i zıplayıp su pompası saldırısı yapınca babamın Hitmonlee’si kenara çekildi ve rakibe tekme yağdırmaya başladı çocuk Squartle’ına kabuğuna çekilmesini söyleyince babamın pokemonu zor durumda kaldı biraz daha tekme attıktan sonra yorulduğunda içeride yara aldığı belli olan Squartle sahibinin emri ile kurukafa saldırısını yaptı ve Hitmonlee’yi yıktı.
Maçın sonunda babam, bunadım mı ne bu squartle’yi yenmem lazımdı diye diye çocuğa Sakarya rozetini verdi.
Ben babama gideceğimi ve geri döndüğümde onu yeneceğimi söyledim vedalaştık ve ben de çıktım.
Macera başlıyordu.
Spor salonundan çıkar çıkmaz İstanbul kasabasına giden yola koyuldum ama 5 gün önceden hazırladığım çantamı ve Charmender’ımı unuttuğumu hatırlamam için 3 adım atmak yetmişti. Eve gidip pokemonumu ve çantamı alıp geri geldiğimde saat 12.23’tü. öbürleri çoktan yola çıkmış olmalıydılar. Ben geç kalmıştım. O heyecanla koşa koşa İstanbul kasabasına giden patikaya girdim biraz ilerlediğimde yerde bir Ratata gördüm ve durdum. Ratata bayağı iyi durumdaydı. Hemen Charmender’ımı çıkardım ve ona Ratata’ya pek zarar vermemesini sadece korkutup gücünü azaltmasını söyledim tamam der gibi başını indirip kaldırırken char-men-der demesi çok hoşuma gitmişti. Ratata Charmender’ı karşısında görünce hiç korkmadı ve atılmak ister gibi gerildi. Ratata saldırdığında Charmender’ım kenara çekildi ve benim emrimle Ratata’ya zayıf bir ateş saldırısı yaptı. Ateş saldırısını görünce daha çok çalışmalıyız diye düşündüm ama o küçük saldırı bile Ratata’yı mahvetmeye yetmişti yerde yarı baygın bir şekilde yatan Ratata’ya babamın verdiği poketoplarından birini attım. Zaten yaralı olduğu için hiç zorlanmadan yakadım.
İlk pokemonumu yakalamıştım ilk pokemonumdu! Onu boşverdim ve ilerlerken bir ağaçlığa girdim fark ettim ki ilk gördüğüm pokemonu yakalamakla büyük aptallık etmişim. Çünkü 50 metre ilerde pokemon cenneti gibi bir yere gelmiştim. Ağaçlardan Mankeyler sarkıyor dallarda Pidgeyler Spearowlar bana bakıyor ağaç gövdelerinde Metapodlar Kakunalar yatıyor yerlerde caterpieler weedleler ratatalar nidoranlar dolaşıyorlardı. Gördüğüm manzaraya hayran kaldım ve ilerlemeye devam ettim biraz daha ilerledikten sonra top gibi bir şey gördüm ama kulaklarını fark ettiğimde top olmadığını arkasını dönmüş duran bir jigglypuff olduğunu anladım yanına yaklaştım. Beni duyunca döndü bir insan görmekten çok mutlu olduğunu gözlerinden anlamıştım o da mutluluk duyduğu için (diye düşündüm) şarkı söylemeye başladı.
Uyandığımda beni uyutan şeyin ne olduğunu anladım demek ki çizgi film doğruymuş jigglypuff şarkısının gerçekten uyutucu etkisi varmış diye düşündüm ama hava kararmıştı. Oraya küçük bir kamp ateşi yakıp etrafında uyku tulumumda uyumayı düşündüm ve hemen Charmender’ımı çıkarttım. Beraber biraz odun topladık ve odunları Charmender etrafı taşlarla çevrili bir alanda benim emrimle yaktı. Onu geri poketopuna aldım ve yattım uyudum.